| Sitede
kullanýlan dialar ve metinler, Yapý Kredi Kültür Sanat Yayýncýlýk A.Þ.
tarafýndan yayýmlanan 1-30 Kasým 2002, Can Göknil Sergi Kataloðundan alýnmýþtýr.
Mitalogya, Kitap Sanatı ve Can Göknil
Metin And
Can Göknil'in son
yýllarda açtýðý kiþisel sergilerindeki resimleri, mitologya konularý çevresinde
bir bütünlük gösteriyor. Sanatçý için mitologya en zengin, en evrensel
kaynaktýr. Nitekim Batý'da ressamlar, heykeltýraþlar, oratoryo ve opera
bestecileri, libretto yazarlarý, koreograflar, þair ve yazarlar çoðunlukla
bu zengin kaynaktan yüzyýllardýr yararlanýyorlar. Bizde ise bir iki þair,
bir iki besteci ve oyun yazarý dýþýnda bu kaynaktan yararlanmamýþlardýr.
Can Göknil mitologyada karar kýlmýþ bir sanatçýmýz. Mitologyada konusunu
seçtikten, onu derinliðine inceledikten sonra eserini yaratma sürecine
baþlýyor.
Mitologyanýn beþ ana dalý vardýr. Bunlardan birincisi tanrýlarýn nasýl
oluþtuðunu açýklayan Teogoni; evrenin nasýl yaratýldýðýný inceleyen Kozmogoni;
insanýn nasýl türediðini inceleyen Antropogoni; insanlarýn geleceði, yaþamý
ve dünyanýn nereye gideceði, ruhun ölümsüzlüðü, cehennem, cennet, ölenlerin
belli bir sonda yeniden diriliþleri, kýyamet gibi geleceðe iliþkin konularý
kapsayan Eskatologya; beþinci ana tür ise Etioloji'dir. Bunlar bir olgunun,
bir kurumun, bir adýn, bir nesnenin kökeni, bir doða öðesinin kökeni ve
nedenini açýklayan öykülerdir. Çok eskiye uzanýrlar ve çok yaygýndýrlar.
Anadolu'da bir daðýn, bir ýrmaðýn, bir gölün nasýl ve neden oluþtuðunu,
bir canlýnýn nasýl oluþtuðunu gösteren, çok sayýda ve efsane diye adlandýrýlan
mithoslar vardýr. Bunlardan baþka mitologyanýn çok önemli bir alaný da
doðaüstü güçleri olan destan kahramanlarýný yücelten mithoslardýr. Bunlarýn
kimi kurgu kiþiliklerdir, kimileri ise destan boyutlarýnda gerçek kiþilerdir.
Örneðin Hz. Ali, Büyük Ýskender, Hz. Muhammed'in amcasý Hz. Hamza vb.
destanlaþmýþ gerçek kiþilerdir. Dev destanlar arasýnda Ýskendernâme, Battalnâme,
Saltuknâme, Hamzanâme, ve Daniþmendnâme'yi sayabiliriz.
Mitologyanýn iki boyutu vardýr: Biri dikey öteki yatay. Dikey olaný çok
eskilerden baþlayýp, tektanrýlý dinlerin kutsal kitaplarýndan geçerek
günümüze ulaþan boyutunu, yatay olaný ise mitologyanýn yaygýnlýðýný, evrenselliðini
gösterir. Dikey boyut, dar bir toprak parçasýnýn, topraðýn en altýndan
baþlayarak ayný inancýn katmanlaþarak topraðýn yüzeyine çýkmasýdýr. Bunu
iki örnekle anlatabiliriz. Önce Suriye'den bir örnek: Yýllarca önce Suriye'de
bir bölgede bir yabancý þirket demiryolu döþeyecekmiþ. Planlara göre Müslüman
halkýn çok büyük saygýsýný kazanmýþ bir evliya türbesinin yýkýlmasý gerekiyormuþ.
Halk buna çok öfkelenmiþ, þirket halký yatýþtýrmak için büyük para karþýlýðýnda
köylülerin iþbirliði ile türbenin taþlarýný numaralayarak biraz ileriye
taþýnmasýna karar vermiþ. Ancak türbe aldýrýldýktan sonra bunun altýndan
bir Hýristiyan azizine ait birtakým izler, kalýntýlar bulunmuþ. Daha da
derine inilince çoktanrýlý dinlere ait kalýntýlarla boynuzlu bir yaratýðýn
heykeli çýkmýþ. Türkiye'de bunun sayýsýz örnekleri vardýr, özellikle kiliseden
camiye çevrilen yapýlarda. Ýstanbul'dan bir örnek: Yuþa Tepe'sinde Yuþa
mescidi, tekkesi, yatýrý örneði gibi. Bunun Tevrat peygamberlerinden Hz.
Yuþa olduðunu ileri sürenler olmuþsa da bu ya ayný adý taþýyan bir evliya
ya da aziz, havari olabilir. Baþlangýçta burasý Zeus sunaðý idi. Bizans
döneminde Hagios Mikael Kilisesi oldu. Osmanlýlar buraya bir mescit ve
tekke yaptýlar. Bir ara buraya Yuþa Aleyhisselâm Dergâhý dendi.
Mitologyanýn yatay boyutuna yani yaygýnlýðýna bir örnek verebiliriz. 1960
yýlýnda oyun yazarý Güngör Dilmen'in Frigya'nýn efsane Kralý Midas üzerine
yazdýðý üçlemenin birinci oyunu Midas'ýn kulaklarý oynandýðýnda çok ses
getirdi. O tarihte merak etmiþtim, bu efsanenin baþka kültürlerde benzeri
var mý diye. Kýsa bir araþtýrma sonunda Fas'ta, Ýran'da, Hindistan'da
buldum. Ufak tefek farklarýn dýþýnda hepsi birbirine benziyordu. Fakat
beni asýl ilgilendiren bu öykünün týpatýp benzerini, Kâþgar'ýn Kuzeyindeki
Issýk Kül'ün (Issýk Göl'ün) oluþumunu açýklayan efsanesinin Kýrgýz çeþitlemesinde
buldum. Bugün Issýk Göl'ün olduðu yerde eskiden bir kent varmýþ. Bir tufanda
kent ve kentte yaþayan halk yok olmuþ, yerini Issýk Göl almýþ. Efsane
bunu þöyle açýklýyor: Bu kentte hiç çocuðu olmayan bir Han varmýþ. Tanrý'ya
çok yakarmýþ, sonunda çocuðu olmuþ. Çocuða Yeni Han adýný koymuþlar. Çocuk
eþek kulaklarýyla doðmuþ. Bu kulaklarý kimse görmesin diye baba ölümüne
kadar çocuðu gizlemiþ. Han'ýn ölümünden sonra Yeni Beg, babasýnýn yerine
Han olunca kendisini týraþ eden her berberi öldürtmüþ. Ancak akýllý, genç
bir berber Han'ýn güvenini kazanmýþ, sýrrý söylemeyeceðine yemin ettikten
sonra arkadaþ olmuþlar, Han onu baþvezir yapmýþ. Bir gün Han ile berber
ava gitmiþler, doðanlarýný salývermiþler. Berber kendini tutamayarak "Benim
doðaným, eþek kulaklý Han'ýn doðanýndan daha hýzlý" diye sevinçle baðýrmýþ.
Hemen kendine gelince baþýna neler geleceðini bilerek daðlara kaçmýþ.
Arada bir geceleri kente gelerek bir kuyunun baþýnda, kuyuya doðru halka
zulmeden bu Han'dan kurtarmasý için Tanrý'ya yakarýrmýþ. Dileði yerine
gelmiþ, kuyu taþmaya baþlamýþ, öylesine taþmýþ ki bütün kent sular altýnda
kalmýþ, böylece Issýk Göl oluþmuþ. Doðan çocuðun eþek kulaklarý ile doðmasý
bir Tanrý cezasýdýr. Frigya öyküsünde Apollon ile Pan arasýnda bir müzik
yarýþmasýnda hakemlik yapan Kral Midas Apollo'un liri yerine Pan'ýn flütünü
beðendiði için Apollo'un hýþmýna uðramýþ, eþek kulaklý olmuþ. Peki Kýrgýz
efsanesinde, kim niçin cezalandýrýlmýþtýr? Yýllarca Han'ýn çocuðu olmazken
birden çocuðu olunca, karýsý Han'ý mutlu kýlmak için çocuðu evlilikdýþý
peydahladýðýndan cezalandýrýlmýþtýr. Ya da Han halkýna karþý çok zalim
olduðu için Tanrý cezasýna uðradýðý da bir olasýlýktýr.
Can Göknil bu sergisinde "Resimli Yazma"lardan yola çýkarak "Kitap Sanatý"
üzerine bir sergi oluþturmuþ. Yanýlmýyorsam bir ressamýn sergisinde bu
ilk kez oluyor. Baský tekniðinin bilinmediði dönemlerde yalnýzca yazma
kitaplar vardý. Baský tekniðinin bulunmasý Avrupa'da daha erken bir tarihte
gerçekleþmiþ, bizde ise uzun bir süre sonra, ancak 18. yüzyýlda baþlamýþ,
yaygýnlaþmasý ise 19. yüzyýlda gerçekleþmiþtir.
Osmanlý kitap sanatý kolektif bir sanattýr. Bu bakýmdan Kitap Sanatý yerine
Kitap Sanatlarý demek daha doðru olur. Osmanlýda minyatürlü kitaplar iki
kesimdir: Bir metne baðlý olarak bunu resimleyen yazmalar ve bir de murakka
denilen metinsiz albümler vardýr. Bunlarýn içinde yazý örnekleri, tezhip
örnekleri de bulunur. Yukarda da belirttiðim gibi bu kolektif çalýþma
içinde bir kitabýn hazýrlýk sürecinde deðiþik sanat dallarýndan sanatçýlar
bu orta hedef için çalýþýrlar. Önce kâðýdýn mürekkep ve boyayý emmesi,
belirgin bir biçimde gözükmesi ve dayanýklý olmasý için kâðýt "terbiye"
edilir. Buna aharlamak denir. Oldukça karmaþýk bir iþlemi gerektiren bu
çalýþmayý yapanlar da sanatçýdýr. Baþta metin yazarý, þair, yazar, çevirmen
gelir. Þairler ön sýradadýr. Örneðin 'þehnâmeci' denilen tarihçiler bile
çoðunlukla tarihlerini manzum yazarlar. Bu metni kâðýda geçiren hattatlardýr.
Denilebilir ki hat sanatý Osmanlý sanatlarý içinde en önemlisi, en seçkinidir.
Bir yazmanýn okuru ve seyircisi yalnýzca kitabýn sahibi, o yazmayý elinde
bulunduran ve onun yakýn çevresidir. Oysa hat sanatý yazma kitaptan baþka
levha ve taþ üzerinde camilerin duvarlarýnda, binalarýn giriþinde, çeþmelerin
ve mezar taþlarýnýn üstünde çok sayýda insanýn görebileceði yerlerde de
olabilir. Can Göknil'in sergisinde de sergiye gelen herkes buradaki kitaplarýn
sayfalarýný istediði gibi çevirip bakabilir.
Öteki sanatlara gelince bunlarýn arasýnda kâðýda altýn serpme iþlemi (zerefþân),
yaldýz ve mürekkeple çerçeveler çizenler (cedvelkeþ), çiçek bezemeleri
yapanlar, tezhip yapan müzehhipler, kâðýtla ince oymacýlýk yapanlar, eðer
yazma minyatürlü ise nakkaþlar vardýr. Bunlar da minyatürün deðiþik alanlarýnda
uzmanlaþmýþ sanatçýlardýr. Kitabýn cildinde de çeþitli sanatçýlar çalýþýr.
Deri, atlas, kadife gibi malzemeyle hazýrlanan cilt kapaklarý üzerine
elmas, yakut, inci, zümrüt ile bezemeler yapanlar, ayrýca ciltte lake,
ruganî, edirnekârî denilen teknikleri kullanan sanatçýlar ya da cilt kapaðýna
manzara resimleri yapanlar, deri cilt kapaðýna gömme tekniði ile resimler,
þekiller yapan sanatçýlar vardýr. Cilt kapaklarýnýn içine ya da minyatürlerin
çevresine ebru yapan sanatçýlar ya da minyatür çevresine altýn yaldýzla,
hayvan, kuþ yaratýklar, bitkiler çizen sanatçýlar vardýr. Bu sonuncuya
benzeyen uygulamayý Can Göknil'in resimlerinden bazýlarýnda buluyoruz.
Bunlar çerçeve dýþý resimlerdir. Kýsaca Osmanlý'da yazma kitap bir sanatlar
bütünü, bir total sanattýr.
Türkiye, baský tekniðine çok geç de olsa geçerken yüz yýl sonra ama dünyadaki
yaygýnlaþmasýyla eþzamanlý sayýlabilecek bir dönemde taþbaský tekniði
de Türkiye'ye girmiþtir. Önce 1831'de Henry Cayol, 1869'da da Antoine
Zellich Ýstanbul'da taþbaský atölyeleri kurmuþlardý. Taþbaský tekniði
kitaplar en çok resimlenmiþ halk hikâyesi kitaplarýnda görülür. Denebilir
ki resimli taþbaský kitaplar bir bakýma minyatürlü yazmalara benzer. Çünkü
resimler, gene resmin içine giren yazýlar ve metin yazýlarý elle yapýlýr,
bir bütün oluþtururlar. Bir bakýma Can Göknil'in sergisindeki kitaplar
bu ikisinin arasýnda yer alýyor. Resimler gravür olduklarý için baskýdýr
ama gravürler sonradan elle boyanmasýndan ötürü minyatürlü yazmalara benzer.
Yazýlar da elle yazýlmýþtýr.
Can Göknil'in sergisinde büyük boy beþ kitap var. Ayrýca duvarlarda da
gravürler ve yukardan aþaðýya sarkan ensiz tomarlarýn üzerlerinde de küçük
resimler bulunuyor. Sergiye gelenlerin duvarda asýlý resimlerle, beþ kitabýn
sayfalarýný çevirirken boþ zamanlarý kalmayacak, çünkü incelenecek o kadar
ilginç malzeme var ki! Sergiye adýmýnýzý atar atmaz Can Göknil'in ilginç,
zengin ve fantastik dünyasýna giriyorsunuz.
Özgürce sayfalarýný çevirebileceðiniz beþ kitap, Osmanlý yazmalarýnýn
baþlýklarýný taþýyor. Bunlarýn konularýnda aðýrlýk büyü, fal, gökcisimleri,
melekler, cinler ve yaratýklar olarak özetlenebilir. Beþ kitap içinden
de büyük boy kitap Davetname baþlýðýný taþýyor. Yazarý Firdevsî-i Tavîl
(Uzun). Yazar üç padiþah döneminde yaþamýþtýr: Sultan II. Mehmed (Fatih),
Sultan II. Bayezid, Sultan I. Selim. Özgün yazmada 141 resim yer almýþtýr.
Bunlarla ilk tanýþmamýzý Malik Aksel Anadolu Halk Resimleri adlý kitabýyla
saðlamýþtýr. Bu resimler o zaman büyük ilgi uyandýrmýþ, öyle ki buradan
çok sayýda baþý olan cin resmini Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluðu
program kapaklarýnda, afiþlerinde kullanmýþlardýr. Ancak eþsiz 15. yüzyýl
resimli yazmasýný Boðaziçi Üniversitesi'nden Fatma Büyükkarcý, Harvard
Üniversitesi "Türkçe Kaynaklar" dizisinde çýkan kitabýnda Davetnâme'nin
týpký basýmýný, transkripsiyonunu verdiði gibi yazar ve eserini, eserdeki
resimleri, bilimsel yöntemle incelemiþtir. Kitap týlsým, büyü gibi konularýn
yanýnda bütün gökcisimleri üzerine bilgilerle, bilimsel bir danýþma kitabýdýr.
Davetnâme'nin yazarýnýn Hz. Süleyman üzerine Süleymannâme adlý eseri,
çeþitli kaynaklara göre 330 ve 380 cilt arasýnda deðiþen dev bir eserdi.
Sultan II. Bayezid eseri çok uzun bulmuþ, bunun 80 cildini alýkoyarak
öteki ciltleri yaktýrmýþtýr. Çok uzun bir eser yazmýþ olduðu için de yazarý
"Uzun" lakabý ile anýlmaktadýr. Bu eserin baþlangýcý Dublin'deki Chester
Beatty Kitaplýðý'ndadýr. Bu ciltte çift sayfa büyük boy iki minyatür bulunmaktadýr.
Davetnâme'deki resimler ne kadar sýradýþý ise bu iki minyatür de öylesine
öteki minyatürlerinden farklýlýk gösterir. Her iki eserdeki bu resimleri
bilimkurgu filmleri çeviren Hollywood yapýmcýlarý görseler kýskanýrlardý.
1998'de yayýmlanan Minyatürlerle Ýslam-Osmanlý Mitologyasý adlý kitabýmda,
minyatür olmadýklarý için Davetnâme'den yalnýzca üç resim aldým, ama Süleymannâme'den
iki minyatürü büyük boyda renkli olarak yayýmladým. Sanýrým bunlar renkli
olarak ilk kez yayýmlandý. Can Göknil Davetnâme'den yola çýkarak konuyu
üç bin yýl önceki uygarlýklarýn mitologyasýna kaydýrmýþ, tablet fikrinden
yararlanarak bunlarý 9 muskaya dönüþtürmüþtür.
Ýkinci kitap Hayretname'dir. Bu baþlýk altýndaki Osmanlý yazmalarý fal
üstüne olmakla birlikte Can Göknil bunu masal tekerlemelerine dönüþtürmüþtür.
Çeþitli iþlevleri olan çocuk oyunlarýnýn tekerlemeleri, masal tekerlemeleri
ve Ortaoyunu'ndaki rüyaya dayanan tekerlemeler halk edebiyatýndaki usdýþý
ve gerçeküstücülüðün en çarpýcý örnekleridir. Özelikle Karagöz'ün temel
oyunlarýndan Týmarhane oyunu, tekerlemeler bakýmýndan çok zengindir. Can
Göknil gerçekten yazmanýn adý gibi hayret verici tekerleme örneklerini
resimlemiþtir.
Sergide bir kitap da 2 ciltlik Yýldýzname'dir. Bunlar 12 burç üzerinedir.
Bir cildi güneþe baðlý burçlar, bir cildi de aya baðlý burçlardýr. Her
burç Hülya Onur'un dizeleri eþliðinde sunuluyor. Burç adlarýnýn Osmanlýcalarý
verilmiþ. Aslýnda Osmanlý yazmalarýnda yalnýzca burçlar deðil gezegenler,
bütün takýmyýldýzlarla gökcisimlerinin hepsi verilir. Bildiðim kadarýyla
yalnýz burçlara ayrýlmýþ bir tek minyatürlü yazma The British Library'de
bulunmaktadýr. Bu yazmanýn baþlýk sayfasý kopuk olduðu için özgün adý
bilinmemektedir. Buradaki 12 burcun hepsini yukarýda adýný verdiðim kitabýma
alýrken bu yazmanýn adýný Burçlar Kitabý koydum. Sergide 5. kitap Falname'dir.
Topkapý Sarayý Müzesi'nde bu adda 35 minyatürlü bir yazma vardýr. Gene
Topkapý Sarayý Müzesi'nde Fâl-ý Kur'an adýnda Farsça 60 minyatürlü bir
ikinci yazma bulunmaktadýr. Buradaki minyatürlerin çoðu dini konularda,
özellikle peygamberlere dairdir. Fâlnâme bir türdür, bu Ýslam'da ve baþka
kültürlerde de bulunur. Osmanlý Fâlnâme'sini Sultan I. Ahmed'in vezirlerinden
Kalender Paþa hazýrlattýrmýþtýr. Bu kitabýn geliþigüzel bir sayfasýný
açan kiþi için bu sayfadaki minyatür ve onunla ilgili metin, onun falý
sayýlýr. Bunlar büyük boy minyatürlerdir. Bunlarý kim yapmýþtýr? Evliya
Çelebi, Seyahatnâme'sinde çaðýnýn minyatür sanatçýlarýný tanýtýrken bunlarý
4 grupta toplamakta ve her birinin hangi konularda çalýþtýklarýný, sayýlarýný
vermektedir. Bu dört gruptan birinin adý Esnâf-ý Fâlcýyân-ý Musavvir'dir.
Bu grupta yalnýz bir sanatçý vardýr. Falýna bakýlana þiir ve anlatý yoluyla
bu açýlan sayfadaki minyatürün öyküsünü anlatýr. Büyük bir olasýlýkla
Fâlnâme'nin minyatürlerini de bu sanatçý yapmýþtýr. Sanat tarihçilerimizden
Nurhan Atasoy, Banu Mahir de Topkapý Sarayý Müzesi'nde böyle büyük boy
minyatürler bulmuþlar, bunlarýn bir anlatý eþliðinde gösterildiðini ileri
sürmüþlerdir. Bu gelenek Ýran'da çok yaygýndýr. "Perdedârî" denilen hikâye
anlatýcýlar hikâyenin bütün oluntularýnýn bulunduðu bir perde önünde dinleyicilere
Kerbelâ olaylarýný anlatýrken eliyle perde üzerindeki ilgili resmi de
iþaret eder. Uygurlarda da eskiden kutsal metinleri dinleyicilere anlatýrken
bunu resimlerle yaparlardý, bu gösterimi "görmük" diye adlandýrmýþlardý.
Can Göknil'in Falname'sinde istediðiniz bir sayfayý açýp falýnýza bakabilirsiniz.
Ne var ki iyimser sanatçýnýn Falname'sinde hangi sayfasýný açarsanýz açýn
kesinlikle falýnýzda olumsuz bir þeye rastlamayacaksanýz.
Osmanlýlarýn "ilm-i nücûm" ve "ulûm-ý garibe" dedikleri bu dünyayý minyatür
ressamlarý olaðanüstü hayal gücüyle yaratmýþlardýr. Can Göknil gerçek
bir sanatçý kimliðiyle bu dünyayý tanýmýþ ve buradan kendi hayal gücüyle
ve çaðdaþ bir anlayýþla kendi fantastik dünyasýný yaratmýþtýr. Ýlerdeki
sergilerinde kim bilir bizleri hangi düþ ülkelerine yolculuða çýkaracaktýr.
GÖZ
KARDEÞLÝÐÝ
yazan: Güven TURAN
Nicedir Can Göknil bizi yaratýcýlýðýn çekirdeðinde, mitologyalarda gezdiriyor.
Orta Asya'da baþladý serüvenimiz, Anadolu'ya sýçradý, Yakýndoðu'da gezindi,
yeniden döndü Anadolu'ya... Bir Ý.Ö. üç bin yýllarýnýn ardýndaki sisler
içinde kayboldu, bir Yaþar Kemal'in söz tahtý kurduðu yakýn zaman efsanelerinden
görsellikler yaþattý... Þimdi, bu sergide, duvarlara bakmayý bir süre
erteleyerek, önce þu önümüzde özel masalarýnda duran beþ deri kaplý kitaba
yaklaþalým... Bu koyu renkli, kalýn derili, ama besbelli dokununca bir
yumuþaklýk duyumsatacak cildin kapaðýnda Can Göknil'in imzadan öte bir
tuðra gibi duran, ondan da öte bence bir büyü mührü olan adý çekiyor dikkati;
sonra da adý kitabýn: Davetname. Kapaðýný kaldýrdýðýmýzda, sayfalarý çevirdiðimizde,
karþýmýza Kuþ Adam Anzu'nun ve Kader Tabletleri'nin öyküsüyle on bir muska
çýkýyor... Can Göknil, Davetname'sinin onbeþinci yüzyýl sonu ile onaltýncý
yüzyýl baþlarýndan kaldýðý sanýlan Balýkesirli Uzun Firdevsi'nin yazýp
resimlediði Davetnâme'den esinlendiðini söylüyor ama bu Yakýndoðulu yapýt
birden binlerce yýl geriye gidiyor ve Mezopotamya uygarlýklarýnýn silindir
mühürleriyle kaynaþýveriyor. Bu (tamý tamýna atom fiziðindeki anlamýyla
kullanýyorum bu sözü) "füzyon", yepyeni bir dünya açýyor önümüze. Yepyeni
bir bakýþ getiriyor.
Üzerinde Falname yazýlý cildin kapaðýný kaldýrmadan bir durup düþünmenizi
öneririm... Açtýðýnýz sayfa geleceðinizden haberler verecek... Hele bir
de bir niyet tuttuysanýz! Örneðin "ben acaba ne olacaðým?" diye sordunuzsa
içinizden, açtýðýnýz sayfada "Falcý olmak"la, "Yolcu olmak"la, ne bileyim,
"Âþýk olmak"la ya da Tanrý korusun, "Þair olmak"la karþýlaþabilirsiniz...
Siz iyisi mi "Neyse hâlim, çýksým fâlim!" demeden, birinci sayfasýndan
açýn kitabý ve sayfa sayfa yürüyün ve okuyun Falname'nin resimlerini...
Onyedinci yüzyýlda yaþamýþ bir nakkaþla yirmibirinci yüzyýlda yaþamakta
olan bir ressamýn buluþmasýndan doðan güzelliklere bakýn. Sýraya Hayretname'yi
koyun derim... Birinci sayfada karþýlaþacaðýnýz þu dizeler, yaþayacaðýnýz
söz ve göz serüveninin anahtarýný da veriyor elinize: "Bir varmýþ bir
yokmuþ/ Allahýn deli kullarý pek çokmuþ/ Bizden daha delisi hiç yokmuþ."
Ve çeþitli masal derleyicilerin yapýtlarýndan alýnarak kurulan bu tekerleme,
akýp gidiyor. Masal bir türlü baþlamýyor ama, tekerleme, eþlik ettiði
resimlerin kývrak alaycýlýðýyla, yer yer gerçeküstücülere þapka çýkartýr
bir hayalgücü çaðlayanýyla, akýp gidiyor. Bu kitapta bize "Hayret!" dedirten
de usun sýnýrlarýný zorlayan bu dünya. Ionesco'yu, Beckett'i hayran býrakacak
bu "absurd" dünya sadece bir söz hoþluðu da deðil, bir eleþtiriyi de çevreliyor
ve Can Göknil bu eleþtiriyi de aktarýyor bize, sözü dirilten resimlerinde.
Ýki cilt kaldý, kapaðý kaldýrýlacak. Her ikisinin de üstünde Yýldýzname
yazýlý. Falname'ler gibi kapaðýný kaldýrýr kaldýrmaz kaderimizin üstündeki
örtüyü de kaldýrdýðýmýz kitaplardan deðildir Yýldýzname'ler. Herþey zaten
doðumumuzla olmuþ, bitmiþtir ve doðum anýmýzdaki burç, belirlemiþtir bizi...
Can Göknil'in Yýldýzname'lerinde de köklü bir geleneðin yapýsý olduðu
gibi korunuyor. Önümüzde iki cilt var çünkü eski Ortadoðu Yýldýznâme geleneðine
göre burçlar iki ana baþlýk altýnda sýnýflandýrýlýyorlar: "Burûc-i Kamer"
yani " Ay Burçlarý" ve "Burûc-i Þems" yani "Güneþ Burçlarý". Sadece on
iki burç yer almýyor bu kitapta. Ayrýma göre baþta Güneþ ve Ay var ve
sonlarýnda da hepsini bünyesinde barýndýran "Sema". Can Göknil, diðer
kitaplarda da olduðu gibi bu kitaplarda da klasik Yýldýzname'lerdeki minyatürleri
bütünüyle kendi resmi kýlýyor. Can Göknil çizgileri, Can Göknil renkleri
ile canlanýyor on iki burcun simgeleri.
Kitaplarý kapattýðýmýza göre artýk duvarlara bakabiliriz. Oralarda az
önce kitaplarda gördüklerimizi, yepyeni bir yorumla yeniden yaratýldýklarýný
göreceðiz. Uygulamalar elbette birebir ayný deðil. Nüanslar, yaratýldýklarý
anlarýn duygu durumlarýnýn, hatta belki de hava durumlarýnýn süzgecinden
geçmiþ olmalý. Her bir izlek için seçilen figür ya da "ikon" ya da simge
(belirlemek ve adlandýrmak kolay deðil pek) elbette kitaptakinden farklý
deðil, hatta ayný. Ama gerçekten ikona tadýndaki ahþap üzerine yapýlmýþ
"dua tabletleri"nde ya da "aský"larda sanatçýnýn her yaratýþta deðiþen
ve deðiþtiren eli fark ediliyor.
Ayrýca, kitaptaki sayfalarý yineleyen, baðýmsýz özgün baskýlar da var.
Bunlar da özgün baskýnýn aynýlýðýyla farklýlýðýný sayfa sayfa yineliyor.
Böylece, örneðin bütün kitabý alamasanýz da burcunuzun sayfasýný ya da
falýnýzý ya da sevdiðiniz kiþininkileri, alýp götürebilirsiniz.
Yaratýcýlýk serüvenlerini merakla ve ilgiyle izlediðim sanatçýlarýn sergilerinden
sonra hep sorarým kendi kendime: "Gelecek sergide ne olacak? Neyle karþýlaþacaðýz?"
Can Göknil binlerce yýl eskilerden baþlattýðý mitologyalarý, mitleri yeniden
yorumlamada Osmanlý Klasik Dönemi'ne kadar geldi. Bundan sonrasý ne? Geçtiðimiz
yüzyýlýn yani Yirminci Yüzyýl'ýn mitologyalarý mý?
SONSUZLUK YOLU
yazan: Godfrey GOODWIN
Bu
serginin merkezinde, Zodyak'taki burçlarýn resmedildiði bir dizi kitap
yer alýyor. Ziyaretçiler sayfalarý karýþtýrarak resimleri incelemeye davet
ediliyor; onlarý sýrasýyla incelemek, tüm önemli gravürler ve tablolarda
olduðu gibi, izleyici ile sanatçý arasýnda özel bir sohbet yapýlýyormuþçasýna
içten bir hava veriyor yapýtlara. Bu iliþki, izleyicinin resimlerdeki
gizemli derinliði görmesine ve içlerindeki dili kavramasýna yardýmcý oluyor.
Bir de bu yapýtlar daha geleneksel bir sergi oluþturmak üzere çerçevelenmiþ,
onlarý incelemek de doyurucu. Göknil'den sýradýþý bir derinlik kullanýmý
beklemeyi öðreniyorsunuz, sanatçý gelenek haline getirmiþ bunu. Perspektifi
oluþturan, bir katmanlar labirenti; büyüðü de var, ortak bir düzlemi olmayan
parçalardan oluþaný da: çünkü gölgeler denizine doðru yapýlýyor yolculuk.
Ama bunlar gölge deðil, renk tonlarý; kahverengiler aðýr basýyor ve Göknil
Türk söylencelerindeki imgeleri gözler önüne seriyor. Burada sanatçý,
yýldýzlarý ve gezegenleriyle tarihöncesi dönemlerden beri insanoðlunun
duygusal dünyasýnda yer ve zaman sýnýrý tanýmayan Zodyak'taki burçlarýn
evrenselliðine gönderme yapýyor. Gazeteler ve falcýlar, kimsenin ciddiye
almayacaðý öngörülerde bulunmak için hâlâ sömürüyorlar burçlarý. Ama burada
onlarýn sýnýrsýz nitelikleri, insan kulak verdiðinde konuþan özgün bir
sembolizm algýsý içinde korunuyor. Yok olamayacak bir dil bu. Bir batýl
inanç ormaný içinde yol açmayý öðretmiþ sanatçýya. Can Göknil resimlerinin
derinliklerine inenler, sonsuzluk yolunu görecekler.
Çeviren: Ayça Sabuncuoðlu
KÝTAP
SANATI
yazan: Can GÖKNÝL
Resimli Yazma'lar
üstüne sergi projemi hazýrlarken Levni'nin Surnâme-i Vehbi'si sýk sýk
baktýðým kitap oldu. III. Ahmed'in dört þehzadesinin sünnet þenliðini
anlatan bu yazma eserin müzelerde 25 orijinal nüshasý var; bunlardan sadece
ikisi resimli. Benim elimdeki ise Esin Atýl tarafýndan hazýrlanmýþ, Koçbank
basýmý (1999, Ýstanbul). Bu Osmanlý saray þenliðinin öyküsü, Türk kitap
resminin ve Osmanlý nakkaþýnýn "okunabilirliði"nin en güzel örneði olabilir
diye düþünüyorum; çünkü nakkaþ Levni bu þenliðe bizzat katýlmýþ ve yaþananlarý
aktarýrken kendi 'humour'ý ile þenliðe þenlik katmýþ. Böylece ortaya çok
baþarýlý bir eser çýkmýþ: Þairin özenle yerleþtirdiði sözcükleri bütünleyen,
onlarýn tasviri olmaktan öte, okuyucuyu ressamýn ufuklarýnýn sýnýrlarýna
taþýyan görsel bir þölen…
Kitabý sevdiðim ve yeni nesillere sevdirmek istediðim için, otuz yýldýr
çocuklara kitaplar yazdým ve resimledim. Bir ressam olarak kitap resmine
yaklaþýmým da ressamca oldu; her resmin ait olduðu sayfaya / kitaba yeni
bir boyut kazandýrmasýna çalýþtým.
Ýzleyiciyle yakýnlaþmak, onlarý sanatla bütünleþtirmek, farklý zihinsel
perspektiflere ulaþtýrabilmek için bu sergimde yazý unsurunu da resimlerime
ekledim. Kitabý, yazýnýn ve resmin birlikteliðinden doðan bir sanat eseri
olarak algýlýyorum. Osmanlý kitap geleneðini çaðdaþ yorumlarla yeniden
ele alýrken, Osmanlý'dan seçtiðim beþ antik kitabý izleyiciye tanýtýyor
ve buradan yola çýkýp yeni yorumlara nasýl ulaþabileceðimizi yavaþ yavaþ,
sayfa sayfa kurarken, bunu izleyiciyle paylaþmak istiyorum. Böylece serginin
içeriði ve kurgusunda izleyiciyle eski ve yeniyi bir arada yaþýyoruz:
o Seçmiþ olduðum beþ yazma kitabýn birincisi olan Davetname'yi, 15. yüzyýlýn
sonlarýnda veya 16. yüzyýlýn baþlarýnda Balýkesirli Uzun Firdevsi'nin
II. Beyazýd'ýn isteði üzerine yazdýðý ve belki de kendi resimlediði astroloji
ve týlsým kitabý olan Davetnâme'den esinlenerek hazýrladým.
o Hayretname ise Boratav'dan, Celaleddin Kiþmir'den, Bilge Türkiçin'den
derlediðim deli dolu tekerlemeler… 7'den 70'e dedikleri türden garip bir
gülmece…Gerçek olanýný, edebiyat sözlüklerinde yer almasýna raðmen, bir
türlü bulamadým.
o Dizelerini Hülya Onur'un yazdýðý, iki kitap halinde derlediðim Yýldýzname'lerimi
ise Osmanlý / Ýslam fal geleneðinde müneccimler tarafýndan yorumlanan
ve en önemli ilim dallarýndan biri sayýlan yýldýz fallarýnýn kitaplarýyla
karþýlaþtýktan sonra hazýrladým.
o Osmanlýlarda çok popüler olan falnameler, çoðu zaman Kuran'ýn geleceðe
dönük yorumlanmasýnýn yöntemlerini belirlermiþ. Nakkaþ Kalender ise, 17.
yüzyýlda I. Ahmed için resimlediði Falnâme'sinde, Osmanlý - Ýslam mitologyasýndan
görüntülere yer vermiþ; rastgele açýlan bir sayfa, kiþinin falý oluyormuþ...
Benim Falname'mde olduðu gibi.
Bu serginin oluþumunda dostlarýmýn da payý var. Yazma eserlerden Davetnâme'yi
bana tanýtan Fatma Büyükkarcý Yýlmaz'a ve ozan arkadaþým Hülya Onur'a
Yýldýzname'lerimin dizeleri için teþekkürler... Engin bilgisini görselleþtirerek
pek çok sanatçýya ilham kaynaðý olan Metin And'a ayrýca teþekkür ederim.
Sevgili eþim Recep Göknil'e, çalýþmalarýmý kolaylaþtýrmak için bana hazýrladýðý
eksiksiz altyapý nedeniyle minnettarým.
|